İtfaiyenin Tarihi

İnsanoğlunun ateşi bulması ile birlikte ateşin faydası kadar kontrolden çıkıldığında büyük facialara yol açacağı bilinmektedir. İhmal, bilgisizlik, tedbirsizlik sonucunda oluşan yangınlara karşı insanoğlu geçmişte çeşitli önlemler almıştır. Günümüzde de bu önlemler alınmaya devam edilmektedir. Günümüzde önlemlerin en geliştirilmişi itfaiye örgütüdür.

İtfaiyenin tarihi incelendiğinde padişahlık döneminde itfaiye konusundaki gelişmeler ve yenilik çalışmaları sadece İstanbul iliyle sınırlı kalmıştır. Büyük şehir merkezlerinde yangın söndürme önlemleri alınmış fakat sağlıklı ve güvenli sonuçlar alınmamıştır. Cumhuriyet döneminde ise İtfaiye teşkilatı çalışmaları hızlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir.

İtfaiyenin Tanımı ve Tarihçesi

İtfaiye kelimesi söndürmek anlamına gelen Arapça kökenli bir kelimedir. İtfaiye yangın söndürme işlemini yapan kuruluşlara verilen genel bir isimdir. İtfaiye çalışanları yangın söndürmek ile yükümlüdür ve bu kişilere itfaiyeci adı verilir.

İtfaiye örgütünün ülkemizdeki kuruluşu 15. Yüzyıldır. İtfaiye kurumu ateşin olumsuzluklarını azaltmaya çalışan bir kurumdur. İtfaiyenin tarihi Osmanlı döneminden başlar. Osmanlı padişahlarından 3. Murat zamanında afet şeklinde ortaya çıkan yangınların önüne geçmek için 1579 yılında Üçüncü murat İstanbul kadısına bir ferman gönderir. Ferman her evde yüksek merdiven ve büyük bir fıçı su bulundurulmasını, yangının olduğu yerlerde halkın kaçmayıp yangını söndürmeye çalışmasını içermektedir. Bu ferman itfaiye tarihindeki ilk yazılı tedbir ve düzenlemeleri içeren bir ferman olarak kabul edilir.

Fransız bir mühendis Davut ismini alarak Müslüman olmuştur ve 1714 yılında ilk yangın tulumbasını yapmıştır. 1718 yılında Tophane ve tüfekhanede çıkan yangınlarda bu tulumbanın oldukça büyük yararı görülür. Daha sonra Sadrazam Damat İbrahim Paşa ve padişah 3. Ahmet’in emirleri ile birlikte 1720 yılında gerçek Davut’un yönetiminde Yeniçeri Ocağı’na bağlı olarak tulumbacı ocağı kurulur. Kurulan tulumbacı ocağı günümüz modern itfaiyesinin alt yapısını ve çekirdeğini oluşturmaktadır.

1782’li yıllarda II. Mahmut Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdı. Bunun üzerine tulumbacıların bağlı olduğu tulumbacılar ocağı da dağıldı. Bu yıllarda halk kendi kendine yangınlardan korumak için semtlerde semt tulumbaları kurmaya başlar. 1828 yılında büyük Hoca Paşa yangını ortaya çıkar. Bu yangın yeni bir düzen, yeni bir teşkilat gerekliliğini ortaya çıkartır. O dönemdeki yetkililer Askeri Mansuri Muhammediye içinde bir tulumbacı taburu kurar. Yeniçeri Ocağı’nı hatırlatmaması için bunun ismine ”yangıncı taburu” adı verilir.

Abdülaziz döneminde belediye daireleri İstanbul Şehremaneti kurulunca bu daireler tulumbacı takımı kurarlar. Bunlara daireli adı verilir. Bununla birlikte, bu daireler gündüzleri kendi işlerinde çalışan geceleri de tulumbacı koğuşlarında yatan kişilerden oluşmaktadır. 1871 yılında büyük Beyoğlu yangını ortaya çıkar ve bu yangınla birlikte bu kuruluşların yetersizliği görülür.

Bu olaydan sonra padişah Abdülaziz’in emriyle birlikte Macaristan’dan bu konuda uzman olan bir subay getirilir. Bu subayın ismi ‘Kont Szeçsenyi Ödan”’dır.  Subaya paşalık rütbesi verilir ve çalışmalara başlanır. İtfaiyenin tarihi için oldukça önemli çalışmalar yapılır. 26 Eylül 1874 yılında bir Bahriye ve dört Nizamiye taburundan oluşan İtfaiye Alayı kurulur. Bu kuruluş 1.Dünya savaşında kısmen motorlu olan araçlarla takviye edilmiştir. 26 Eylül 1923 tarihine kadar, 49 yıl boyunca başarılı hizmet vermiş, günümüze gelinceye kadar insanların ihtiyaçlarının gelişmesi, teknolojinin gelişmesi ile birlikte kendini sürekli olarak geliştirmiş, yenilemiş ve belediyelerde bugünkü yapısını oluşturmuştur.

16 Şubat 1924 tarihinde Ankara Belediye İtfaiyesi kurularak araç, gereçlerini askeri itfaiyeden teslim almış birçok ilde teşkilat kurarak hizmet vermişlerdir. 1930 yılında çıkan Belediye Kanunu ile de belediyelere yangın için gerekli önlemleri alma görevi verilmiştir.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir